Showing posts with label Presentations. Show all posts
Showing posts with label Presentations. Show all posts

Thursday, July 23, 2026

Conference Paper

Relationships Between Turkish Preschool Children’s Problem Behavior, Temperament, and Parental Self-Efficacy

Zeynep Özdoğru and Asil Ali Özdoğru

Early childhood years are foundational in children's social, emotional, and behavioral development. Problem behaviors among preschool children can present a great challenge for parents at home and teachers in early learning environments. In order to provide effective support strategies for children, parents, and teachers, factors associated with behavioral problems should be explored in different cultures. This study aimed to investigate the relationships between problem behaviors, temperamental traits, and parental self-efficacy among Turkish preschool children. Sample of the study consisted of 79 children (47 girls and 32 boys) between the ages of 52 and 81 months (M=67.21, SD=7.34) attending two public preschools in İstanbul. For each child, their parents completed Temperament Scale for Children and their teachers completed Problem Behavior scale of the Preschool and Kindergarten Behavior Scales. Parents also completed Berkeley Parenting Self-Efficacy Scale-Revised. Correlation analyses showed that while there was no significant relationship between children's problem behavior and parental self-efficacy, there were significant relationships between children's problem behavior and temperament as well as parental self-efficacy and temperament. Out of the seven temperamental traits, the two were correlated with problem behaviors and five were correlated with parental self-efficacy. Findings of the study shows that young children's temperamental characteristics play an important role in the development of their behavioral problems as well as their parents' self-efficacy. Parents and early childhood professionals can learn more about temperamental traits and self-efficacy in their management of child problem behavior.

CitationÖzdoğru, Z., & Özdoğru, A. A. (2026, July 21-25). Relationships between Turkish preschool children’s problem behavior, temperament, and parental self-efficacy [Conference presentation]. 31st International Congress of Applied Psychology, Florence, Italy. https://www.icap2026.org/

Friday, October 3, 2025

Kongre Bildiri

Üniversite Öğrencilerinde Epistemolojik İnanç ve Yansıtıcı Düşünme ile Çevrim içi Öğrenme Tutumları Arasındaki İlişkiler

Ayşegül Can ve Asil Ali Özdoğru

Giriş ve Amaç: Ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde gelişen soyut ve soyut ötesi düşünme becerileri bilişsel gelişim ve öğrenme süreçleri açısından oldukça önemlidir. Soyut ötesi düşünme biçimleri arasında yer alan yansıtıcı düşünme mevcut bilgiler üzerine düşünerek yeni bilgilere ulaşma yeteneğini içerir. Üst bilişsel süreçlerle ilişkili olan epistemolojik inanç ise bilginin ne olup olmadığı ve öğrenmenin nasıl oluştuğuna ilişkin inançları kapsar. Yetişkinlerin yaşamında yükseköğrenim ve uzaktan eğitim geçmişe kıyasla çok daha yaygınlaştığı için bireylerin çevrim içi öğrenmeye yönelik tutumları ve ilişkili özelliklerin araştırılması büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla bu çalışmada üniversite öğrencilerinde yansıtıcı düşünme ve epistemolojik inançların çevrim içi öğrenme tutumlarıyla ilişkisi incelenmiştir. Yöntem: İlişkisel tarama yönteminde tasarlanan bu kesitsel çalışmada çevrim içi anket tekniği ve uygun örnekleme yöntemiyle veri toplanmıştır. Çalışmaya farklı üniversite ve fakültelerde öğrenim gören yaşları 25 ila 48 arasında değişen 100 kadın ve 37 erkek öğrenci katılmıştır (Ort. = 23,35; S = 5,79). Çevrim içi anket uygulamasıyla katılımcılara kişisel bilgi formuyla birlikte Epistemolojik İnanç Ölçeği (EİÖ), Yansıtıcı Düşünme Düzeyini Belirleme Ölçeği (YDDBÖ) ve Çevrimiçi Öğrenme Tutum Ölçeği (ÇÖTÖ) uygulanmıştır. Veriler güvenirlik ve normallik analizleriyle incelendikten sonra parametrik ve parametrik olmayan hipotez testleriyle analiz edilmiştir. Bulgular: EİÖ alt ölçek puanları ile yaş ve genel not ortalaması arasında negatif bir korelasyon görülmüştür. YDDBÖ ve ÇÖTÖ alt ölçek puanları sınıf düzeyleri arasında anlamlı farklar gösterirken YDDBÖ alt ölçek ve genel puanları genel not ortalaması ile pozitif korelasyon göstermiştir. Üç ölçeğin puanları arasında anlamlı korelasyon ilişkileri olduğu bulunmakla birlikte yapılan regresyon analizinde EİÖ ve YDDBÖ puanlarının ÇÖTÖ puanlarının anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. Tartışma ve Sonuç: Çalışmanın bulguları üniversite öğrencilerinde epistemolojik inanç, yansıtıcı düşünme ve çevrim içi öğrenme tutumlarının demografik değişkenlerle ve birbirleriyle ilişki içinde olduğunu göstermektedir. Genç yetişkinlerin çevrim içi öğrenmeye yönelik tutumları epistemolojik inanç ve yansıtıcı düşünme gibi soyut ötesi düşünme özellikleriyle yakından ilgilidir. Bu bulgular hem gelecek bilimsel çalışmalara hem de yetişkinlerle yapılan eğitsel ve gelişimsel uygulamalara yön gösterici niteliktedir.

Atıf: Can, A. ve Özdoğru, A. A. (2025, Ekim 3-5). Üniversite öğrencilerinde epistemolojik inanç ve yansıtıcı düşünme ile çevrim içi öğrenme tutumları arasındaki ilişkiler [Sözlü bildiri sunumu]. 22. Ulusal Psikoloji Kongresi, Bursa, Türkiye. https://kongre.psikolog.org.tr/

Thursday, August 28, 2025

Conference Poster

Relationships Between Health Status, Pandemic Fear, and Physical Activity in Turkish Older Adults

Asil Ali Özdoğru, Mehmet Furkan Talha Çakal, and Turgay Altunalan

The Coronavirus Disease (COVID-19), which emerged in 2019 and quickly became a global pandemic, has caused emotional and behavioral changes in older adults due to its high infectiousness and mortality risk. This study aimed to examine the relationship between the levels of physical activity, health status, and fear of pandemic among Turkish older adults during the COVID-19 period. Using a quantitative cross-sectional study design, data were collected from 201 participants, of whom 45% were women, with a mean age of 69.76 (SD = 8.05). Participants completed an online survey consisting of demographic questions and Turkish versions of Stanford Health Assessment Questionnaire, Fear of COVID-19 Scale, and Physical Activity Scale for the Elderly. Data collection took place from July to December 2021, while there were no restrictions on leaving house or public transportation for people aged 65 and over in Türkiye. The analyses showed that the level of physical activity in older adults was associated with certain demographic variables such as age, place of residence, and employment status. While there was a statistically significant negative correlation between the participants' health status and fear of the pandemic, the level of physical activity was positively correlated with fear of the pandemic and negatively correlated with health status. Among the participants with low levels of fear, those with higher health status had significantly higher levels of physical activity than those with lower health status. The same difference was not observed among the participants with high levels of fear. The findings of the study show the importance of physical health as well as the affective states in shaping the physical activity participation among older adults.

CitationÖzdoğru, A. A., Çakal, M. F. T., & Altunalan, T. (2026). Relationships between health status, pandemic fear, and physical activity in Turkish older adults. The Abstract Book of the 22nd European Conference on Developmental Psychology, 683. https://doi.org/10.15388/ECDP.2025

Friday, April 19, 2024

Kongre Bildiri

Ergenlerde Anne Baba Tutumları, Sosyodemografik Özellikler ve Suç Eğilimi Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi

Havagül Aslan ve Asil Ali Özdoğru

Ergenlik dönemi, yaşanan hızlı fiziksel, bilişsel ve sosyal-duygusal değişimlerle çocukluktan yetişkinliğe geçişin gerçekleştiği önemli bir gelişim dönemidir. Bu dönemde anne babaların çocuklarıyla olan ilişkileri gelişimin seyri açısından büyük önem taşımaktadır. Yapılan araştırmalarda pozitif ebeveynlik davranışlarının ergenlerin beyin gelişimi (Whittle vd., 2014), yaşam doyumu (Li vd., 2023) ve ruh sağlığı (Tabak ve Zawadzka, 2017) gibi birçok gelişimsel çıktıyla ve evlilik istikrarı (Kang ve Jaswal, 2009) ve sosyoekonomik statü (Azad vd., 2014) gibi bazı sosyodemografik özelliklerle ilişkili olduğu görülmüştür. Bu araştırma çalışmasında ergenlerin anne baba tutumlarının sosyodemografik özellikleri ve suç eğilimleriyle olan ilişkisi incelenmiştir. İlişkisel tarama modelinde tasarlan bu araştırma kapsamında Zonguldak ilinin merkez ve çevre ilçelerinde öğrenim gören 235 lise öğrencisinden veri toplanmıştır. Yaş ortalaması 16,18 (SS=0,9) olan katılımcıların %69’u kız öğrencilerden oluşmaktadır. Katılımcılar kişisel bilgi formu, Ana Baba Tutum Ölçeği (Kuzgun ve Eldeleklioğlu, 1999) ve Ergenlerde Suça Yönelik Davranım Sorunları Ölçeği’nden (Gürsel, 1997) oluşan bir anketi tamamlamıştır. Elde edilen verilerin normal dağılım özelliği sergilediği görülmüş ve veri analizinde parametrik denence testleri kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre anne baba tutumu, sosyodemografik özellikler ve suç eğilimi arasında istatistiksel olarak anlamlı seviyede ilişkiler tespit edilmiştir. Anne baba tutumu, ergenlerin cinsiyet, okul türü, gelir düzeyi, anne eğitim durumu ve spor yapma özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Koruyucu-istekçi anne baba tutumu ile suça eğilim arasında anlamlı bir negatif korelasyon bulunurken otoriter anne baba tutumu ve demokratik anne baba tutumu ile suça eğilim arasında anlamlı bir pozitif korelasyon bulunmuştur. Erkek, anne babası ayrı yaşayan, sigara ve uyuşturucu kullanan ergenlerin suça eğilim düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı seviyede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın bulguları alanyazındaki bulgularla benzerlik ve farklılıklar göstermektedir. Anne baba tutumu ve suç eğiliminin sosyodemografik özellikler ile olan ilişkileri alanyazındaki bulgularla büyük oranda örtüşmekle beraber anne baba tutumu ve suç eğilimi arasındaki ilişkilerde bazı farklılıklar gözlenmiştir. Bu durum çalışmada kuramsal ve yöntemsel açılardan tartışılmıştır.

Atıf: Aslan, H. ve Özdoğru, A. A. (2024, Nisan 19-20). Ergenlerde anne baba tutumları, sosyodemografik özellikler ve suç eğilimi arasındaki ilişkilerin incelenmesi [Sözlü bildiri sunumu]. 6. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://ppcongress.com/

Friday, May 19, 2023

Kongre Bildiri

Erken Çocuklukta Fonolojik Farkındalık, Teknoloji Kullanımı ve Ebeveyn Tutumu: Bir Karma Yöntem Araştırması

Beyza Nur Akbulut ve Asil Ali Özdoğru

Fonolojik farkındalık, dilin fonetik yapısını tanıma ve değerlendirme becerisidir. Okuryazarlığın gelişiminde önemli ön becerilerden biri olan bu farkındalık çocuklarda iki yaşından itibaren görülebilmekle beraber üçüncü yılda belirginleşerek dört ve beş yaşlarında daha hızlı gelişir. Fonolojik farkındalığın gelişiminde çocuğun yaşı, anne babanın eğitim seviyesi, gebelik ve doğum süreci ile serbest zaman aktiviteleri gibi birçok etmenin önemli etkiye sahip olduğu bilinmektedir (Fröhlich vd., 2013). Bu araştırmada, altı ve yedi yaşındaki çocukların fonolojik farkındalık düzeylerinin çocukların teknoloji kullanımı ve anne babalarının ebeveyn tutumları ile olan ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada karma yöntem tasarımlarından kısmen karma sıralı baskın statülü tasarım kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, İstanbul’da Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî ilkokulların birinci sınıfında öğrenim gören 16’sı kız, 14’ü erkek ve yaşı 80-89 ay arası (Ort. = 84,50; SS = 2,60) olan 30 çocuk ve onların annelerinden oluşmaktadır. Çocukların fonolojik farkındalık düzeylerini belirlemek için çocuklara Yangın-Erdoğan-Erdoğan Fonolojik Farkındalık Ölçeği (Yangın vd., 2011) uygulanmıştır. Çocukların teknoloji kullanımını belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Teknoloji Kullanım Anketi ile annelerin ebeveyn tutumlarını ölçmek üzere Karabulut Demir ve Şendil (2008) tarafından geliştirilen Ebeveyn Tutum Ölçeği annelere uygulanmıştır. Ayrıca çalışma grubundan seçilen dört anne ile yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgularda çocukların fonolojik farkındalık düzeyleri ile teknoloji kullanımı ve ebeveyn tutumu arasında istatiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Gün içinde üç saat ve üzeri teknolojiyle vakit geçiren çocukların fonolojik farkındalık düzeyleri, gün içinde 1-2 saat arasında teknolojiyle vakit geçiren çocuklara kıyasla anlamlı derecede daha yüksek çıkmıştır. Ebeveyn tutumlarından sadece aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ile çocukların fonolojik farkındalık düzeyleri arsında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Çalışmanın nitel sonuçlarına göre annelerin ebeveyn tutumları hakkında farkındalık sahibi oldukları ve bu tutumlarını açıklarken alanyazına paralel ifadeler kullandıkları görülmüştür. Ayrıca çocukların dil gelişiminde teknoloji kullanımının ve ebeveyn tutumlarının etkili olduğu yönünde anne görüşleri gözlenmiştir. Bu bulgular alanyazın ışığında değerlendirildiğinde, fonolojik farkındalık, ebeveynlik tutumu ve teknoloji kullanımı arasındaki ilişkilere yönelik önceki araştırma bulgularıyla kısmen örtüşmektedir. Yapılacak yeni araştırmalarda teknoloji kullanımı ve ebeveyn tutumlarıyla ilişkili diğer değişkenlerin daha derinlemesine çalışılması yararlı olacaktır.

Atıf: Akbulut, B. N. ve Özdoğru, A. A. (2023, Mayıs 19-21). Erken çocuklukta fonolojik farkındalık, teknoloji kullanımı ve ebeveyn tutumu: Bir karma yöntem araştırması [Sözlü bildiri sunumu]. XI. Ulusal Dil ve Konuşma Bozuklukları Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://www.dkbk.org/

Saturday, March 11, 2023

Kongre Bildiri

60-72 Aylık Çocukların Duygu Düzenleme ve Sosyal Becerileri Üzerinde Altı Oturumluk Bir Eğitim Uygulamasının Etkisi

Sevda Çekim ve Asil Ali Özdoğru

Erken çocukluk dönemindeki duygusal ve sosyal gelişim, ergenlik ve yetişkinlik dönemine de yansıyan etkileri nedeniyle yaşam boyu gelişimsel çıktılara sahiptir. Bu dönem, duygu düzenleme ve sosyal becerilerin gelişiminde önemli role sahip bir gelişim evresidir (Harrington vd., 2020). Bu araştırma çalışmasında altı oturumluk bir duygu düzenleme eğitimi programının 60-72 aylık çocukların duygu düzenleme ve sosyal becerilerinin gelişimindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yarı deneysel desen kullanılan bu araştırmanın çalışma grubunu 2021-2022 Eğitim-Öğretim Yılında Batman il merkezinde bulunan Milli Eğitime bağlı bağımsız bir anaokuluna devam etmekte olan yaş ortalamaları 66,27 ay (SS=3,61) olan otuz çocuk oluşturmaktadır. Deney grubunda yedi kız sekiz erkek toplam 15 çocuk, kontrol grubunda ise altı kız dokuz erkek olmak üzere toplam 15 çocuk yer almıştır. Deney grubunda yer alan çocuklara haftada bir 90 ila 120 dakikalık grup oturumundan oluşan altı haftalık bir eğitim programı uygulanırken kontrol grubundaki çocuklara uygulanmamıştır. Her iki grup ön test ve son test aşamalarında öğretmenleri tarafından Duygu Düzenleme Ölçeği (Batum ve Yağmurlu, 2007) ve Okul Öncesi Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği (Ömeroğlu vd., 2014) ile değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için Shapiro-Wilk Normallik Testi, Ki-Kare Testi, Mann-Whitney U Testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre duygu eğitimi uygulanan deney grubundaki çocukların sosyal beceri ve duygu düzenleme becerileri son test puanları kontrol grubundaki çocukların puanlarından istatistiksel olarak anlamlı seviyede daha yüksek bulunmuştur. Deney grubundaki çocukların ön test ve son test puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı seviyede farklılık bulunmuştur. Çalışmanın bulguları, uygulanan program içeriği ve uygulama koşulları ile kavramsal ve yöntemsel konular üzerinden tartışılmıştır.

Atıf: Çekim, S. ve Özdoğru, A. A. (2023, Mart 10-12). 60-72 aylık çocukların duygu düzenleme ve sosyal becerileri üzerinde altı oturumluk bir eğitim uygulamasının etkisi [Sözlü bildiri sunumu]. 5. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://ppcongress.com/

Kongre Bildiri

İstismar Mağduru Çocuğu Olan Annelerde Ebeveynlik Tutumu ve Travma Sonrası Gelişim

Nagihan Aluç ve Asil Ali Özdoğru

Çocuk istismarı sadece çocuklar için değil ebeveynler için de travmatik nitelikte bir yaşam olayıdır. Çocuğu istismara uğrayan ebeveynler kayıp ve yas deneyimleri ile travma sonrası stres belirtileri gibi tepkiler geliştirebilmektedir. Travmatik olayların ardından bireylerde sadece ruhsal zorluklar değil travma sonrası büyüme ve gelişim de gözlenebilmektedir. Travma sonrası gelişim, stresli olaylar ile mücadele etme sonucunda kişide ortaya çıkan pozitif psikolojik değişimler şeklinde tanımlanmaktadır (Tedeschi ve Calhoun, 2004). Travma sonrası gelişim deneyimlerinde kişide yaşanan olaydan fayda alma, kişisel kaynakların değerlendirilmesi, uyum sağlama becerisinin gelişmesi gibi olumlu değişimler görülmektedir. Anne babaların travma sonrası gelişimleri birçok etmenle ilişkili olabilmektedir (Dirik ve Ayas, 2018; Li vd. 2012). Alanyazında yer alan çalışmalarda çocuk istismarıyla ilgili olarak daha çok çocukların travma sonrası gelişimleri ele alınırken ebeveynlerin travma sonrası gelişimini inceleyen çalışmaların sayıca az olduğu görülmüştür. Bu çalışmada çocuğu istismara uğrayan annelerin travmatik nitelikteki bu yaşantının ardından gösterdikleri travma sonrası gelişim ve ebeveynlik tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışma ilişkisel tarama modelinde olup kesitsel bir araştırmadır. Çalışma grubunda çocuğu anne dışında bir kişi tarafından istismar mağduru olan, Kocaeli İlindeki Sosyal Hizmet birimlerine durumu bildirilen ve değerlendirmesi yapılan çocukların anneleri yer almaktadır. Araştırmaya katılan 80 anneye demografik bilgi formu, Anababalık Stilleri ve Boyutları Ölçeği Kısa Formu ve Travma Sonrası Gelişim Ölçeği yüz yüze bir şekilde uygulanmıştır. Elde edilen verilerle yapılan analizlerde demokratik ebeveyn tutumu ile travma sonrası gelişim arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Demokratik ebeveyn tutumu, travma sonrası gelişimin alt boyutları olan başkalarıyla ilişkilerde değişiklik, hayat felsefesinde değişiklik ve kendini anlamadaki değişiklik ile de anlamlı bir ilişkiye sahiptir. Otoriter ve izin verici ebeveyn tutumları ile travma sonrası gelişim arasında anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Çocukların uğradığı istismar sonrasında ebeveynlerdeki etkinin anlaşılması çocuğa ve aileye sağlanan destekle ilgili olması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Araştırmanın bulguları ilgili alanyazın temelinde tartışılarak sonuçlar, kısıtlılık ve yapılacak çalışmalara öneriler sunulmuştur.

Atıf: Aluç, N. ve Özdoğru, A. A. (2023, Mart 10-12). İstismar mağduru çocuğu olan annelerde ebeveynlik tutumu ve travma sonrası gelişim [Sözlü bildiri sunumu]. 5. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://ppcongress.com/

Friday, October 14, 2022

Kongre Poster

Erasmus Programının Gruplararası Ön Yargı ve 21. Yüzyıl Becerileri Üzerindeki Etkisinin Olaya İlişkin Potansiyeller ve Özbildirim Ölçümleriyle İncelenmesi

Asil Ali Özdoğru, Bernis Sütçübaşı, Günay Sağır ve Amine Nadide Ergün

GİRİŞ VE AMAÇ: Erasmus programı yükseköğretim kurumlarının birbirleri ile iş birliği yapmalarını teşvik eden bir Avrupa Birliği programıdır. Türkiye’den birçok öğrenci 2004 yılından bu yana bu program çerçevesinde Avrupa’da eğitim almaktadır. Bu çalışmada Erasmus programına katılmanın Türk öğrencilerin gruplararası ön yargı ve 21. yüzyıl beceri düzeylerine etkisi incelenmiştir. YÖNTEM: Bu amaç doğrultusunda ön test-son test eşleştirilmiş kontrol gruplu desende elektroensefalogram, özbildirim ölçekleri ve bireysel görüşme tekniği kullanılarak bir araştırma yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul’daki bir vakıf üniversitesinde öğrenim gören benzer özelliklere sahip altısı deney beşi kontrol grubunda yer alan 11 öğrenci oluşturmaktadır. Deney grubundaki katılımcılar bir dönem Erasmus öğrenim hareketliliği programına katılırken kontrol grubundakiler katılmamıştır. Araştırmada gruplararası önyargı Örtük Çağrışım Testi sırasında elektroensefalografi ile kayıt edilen olaya ilişkin potansiyeller aracılığıyla ölçülmüştür. 21. yüzyıl becerileri ise Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği, Beliren Yetişkinliğin Boyutları Envanteri, Eleştirel Düşünme Eğilim Ölçeği, Finansal Okuryazarlık Tutum ve Davranış Ölçeği ile bireysel görüşme formu aracılığıyla ölçülmüştür. BULGULAR: Bulgulara göre, Erasmus deneyimi sonrası öncesine göre deney grubunda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında örtük çağrışım testinde tepki sürelerinin kısaldığı ve N400 genliklerinin azaldığı gözlemlenmiştir. Ölçek ve görüşme verilerinde ise deney grubu lehine finansal okuryazarlık düzeylerinde anlamlı artış ile kişisel ve mesleki gelişim alanlarında olumlu deneyimler tespit edilmiştir. TARTIŞMA VE SONUÇ: Erasmus programının gruplararası ön yargı ve 21. yüzyıl becerilerine olumlu etkileri olabileceği görülmüştür. Bulgular alanyazındaki çalışmalar ışığında yöntem ve uygulama açısından tartışılmıştır.

Atıf: Özdoğru, A. A., Sütçübaşı, B., Sağır, G. ve Ergün, A. N. (2022, Ekim 13-16). Erasmus programının gruplararası ön yargı ve 21. yüzyıl becerileri üzerindeki etkisinin olaya ilişkin potansiyeller ve özbildirim ölçümleriyle incelenmesi [Poster sunumu]. 21. Ulusal Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://www.dogus.edu.tr/upk2022

Kongre Poster

Üç Boyutlu Azim Ölçeği’nin Türkçe Uyarlama, Güvenirlik ve Geçerlik Çalışması

Şebnem Cen İçöz ve Asil Ali Özdoğru

GİRİŞ VE AMAÇ: Azim uzun süreli hedeflere ulaşabilmek için gereken kararlılık ve tutku olarak tanımlanan bir beceri ve kişilik özelliğidir. Yapılan araştırmalarda başarı ve performansın en önemli yordayıcılarından biri olarak öne çıkan azim, birçok kişilik özelliği ile ilişkili bulunmuştur. Alanyazındaki çalışmalarda kullanılan tek ve iki boyutlu ölçüm araçlarından farklı olarak geliştirilmiş olan Üç Boyutlu Azim Ölçeği, 10 madde ve gayrette ısrar, ilgide tutarlılık ve değişen koşullara uyum adında üç alt ölçekten oluşan özbildirime dayalı bir ölçüm aracıdır. Bu araştırmanın amacı Üç Boyutlu Azim Ölçeği’ni Türkçeye uyarlayarak geçerlik ve güvenirlik çalışmalarını yapmaktır. YÖNTEM: Araştırma grubu uygun örnekleme yöntemi ile çevrimiçi ankete katılan 18 yaş üstü 319 üniversite öğrencisinden oluşmuştur. Katılımcılara sosyodemografik form, Üç Boyutlu Azim Ölçeği Türkçe formu, On Maddeli Kişilik Ölçeği, Akademik Öz Yeterlik Ölçeği, Kariyer ve Yetenek Gelişimi Öz Yeterlik Ölçeği, Marlowe-Crowne Sosyal Arzu Edilebilirlik Ölçeği ve Aktif Erteleme Ölçeği uygulanmıştır. Yüz katılımcıya 21 gün arayla Üç Boyutlu Azim Ölçeği Türkçe formu tekrar uygulanmıştır. BULGULAR: Yapılan Açımlayıcı Faktör Analizi sonucunda toplam varyansın %66’sını açıklayan üç faktörlü bir yapıyla ölçeğin üç boyutlu yapısının korunduğu ve Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucunda ise Türk kültüründe kullanmak için iyi uyum gösterdiği görülmüştür (x2/df=1.884, IFI=.970, NFI=.939, GFI=.963, CFI=.970, RMSEA=.053). Ölçüt bağıntılı geçerlik analizleri azim puanlarının dışadönüklük, sorumluluk, duygusal denge, akademik öz yeterlik, kariyer ve yetenek gelişimi öz yeterliliği ve sosyal arzu edilebilirlik ile orta düzeyde pozitif yönde, aktif erteleme davranışı ile orta düzeyde negatif yönde ve uyumluluk ve açıklık ile zayıf düzeyde pozitif yönde ilişkili olduğunu göstermektedir. Güvenirlik analizlerinde Cronbach Alfa (α=.653-.854) ve test tekrar test değerleri (r=.606-.798) ölçeğin kabul edilebilir iç tutarlılık ve değişmezlik özelliklerine sahip olduğunu göstermektedir. Ölçeğin sosyodemografik değişkenlerle yapılan korelasyon analizlerinde alanyazındaki sonuçlarla tutarlı sonuçlar elde edilmiştir. TARTIŞMA VE SONUÇ: Bu araştırmada ulaşılan sonuçlar Üç Boyutlu Azim Ölçeği Türkçe formunun yetişkinlerin azim özelliklerini değerlendirmede kullanılabilecek güvenilir ve geçerli bir ölçüm aracı olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.

Atıf: Cen İçöz, Ş. ve Özdoğru, A. A. (2022, Ekim 13-16). Üç Boyutlu Azim Ölçeği’nin Türkçe uyarlama, güvenirlik ve geçerlik çalışması [Poster sunumu]. 21. Ulusal Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://www.dogus.edu.tr/upk2022

Thursday, October 13, 2022

Kongre Panel

Psikolojide Büyük Takım Bilimi ve Türkiye'den Katkılar

Asil Ali Özdoğru

Psikolojide ve diğer disiplinlerde birçok önemli araştırma çalışmasının tekrarlanamaması ve yeniden üretilememesi sonucu 2010’lu yıllardan itibaren bir replikasyon krizi ortaya çıkmıştır. Bu kriz, kuram ve yöntem tartışmalarıyla beraber metabilim gibi yeni alan ve büyük takım bilimi gibi yeni uygulamaların gelişmesine yol açmıştır. Büyük takım bilimi, çeşitli laboratuvar, kurum, disiplin, kültür ve kıtalardan bir araya gelen çok sayıda araştırmacının dâhil olduğu bir yöntemdir. Psikolojide büyük takım bilimi yoluyla çeşitli çalışmaların tekrarının yapılmasının yanı sıra yeni araştırmalar da gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Bu tarz çalışmalarda yüzlerce araştırmacı çalışmaların tasarlanmasından yayımlanmasına kadar tüm aşamalarda işbirliğine girerek kaynak ve uzmanlık paylaşımı sağladığı gibi on binleri bulan büyük katılımcı sayılarıyla yüksek istatistiksel güç ve genellenebilirlik seviyelerini yakalayabilmektedir. Son yıllarda ortaya konan psikoloji araştırmalarının Batılı, eğitimli, sanayileşmiş, zengin ve demokratik toplulukları temsil etmesine yönelik eleştiriler için de büyük takım bilimi çözüm üretebilmektedir. Büyük araştırma takımlarının kurulması ve işletilmesinde çeşitli zorluklar olsa da son yıllarda aralarında Türkiye’den çok sayıda araştırmacının da yer aldığı bu işbirliklerinden elde edilen deneyimler sonraki çalışma ve büyük takım bilimi projeleri için yol gösterici niteliktedir.

1. Panel Başlığı: Psikolojide Büyük Takım Çalışmaları: Ne, Niçin ve Nasıl?
1. Panelist: Doç. Dr. Asil Ali ÖZDOĞRU, Üsküdar Üniversitesi

2. Panel Başlığı: Büyük Takım Bilimi: Global Bir Ağ Deneyiminden Yerel İşbirliklerine
2. Panelist: Dr. Öğr. Üyesi İlker DALGAR, Ankara Medipol Üniversitesi

3. Panel Başlığı: Değişen Bir Dünyada Sosyal Destek ve Yardım Arama Davranışı: Kültürlerarası Bir Çalışma
3. Panelist: Doç. Dr. İrem METİN-ORTA, Atılım Üniversitesi

4. Panel Başlığı: COVID-19 Pandemisi Bağlamında Bir Büyük Takım Çalışması Örneği
4. Panelist: Prof. Dr. Gülsen ERDEN, Ankara Üniversitesi

Atıf: Özdoğru, A. A., Dalgar, İ., Metin-Orta, İ. ve Erden, G. (2022, Ekim 13-16). Psikolojide büyük takım bilimi ve Türkiye'den katkılar [Panel oturumu]. 21. Ulusal Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://www.dogus.edu.tr/upk2022

Wednesday, July 6, 2022

Conference Paper

Embodiment of Abstract Concepts in Right- and Left-Handers: A Replication Study

Asil Ali Özdoğru and Şahsenem Sarı

Theory of embodied cognition implies that human thoughts include mental models of bodily experiences. According to the body specificity hypothesis derived from this theory, individuals' different systematic interactions with their physical environment leads to different mental representations. In his test of this hypothesis with five experiments in 2009, Casasanto showed that right- and left-handed individuals made different concrete object preferences and abstract concept evaluations. This study is a direct replication of the first experiment of the original study in a Turkish sample. The study sample consisted of 164 adults, mostly working in the same organization, from İstanbul, Turkey. Nineteen of the participants were left-handed and 145 were right-handed. A paper-pencil questionnaire including demographic questions and the experimental task were administered to participants in their workplace. In the experimental task, participants were presented with a written depiction of a fictional character’s good or bad evaluations of two animals. On the next page, participants were asked to draw the related animals from the character’s point of view in two empty boxes placed next to each other. Our findings showed that 63% (103 out of 164) of all participants placed the good animal on their dominant side. Additionally, 89% (17 out of 19) of left-handers placed the good animal in the left box and 59% (86 out of 145) of right-handers did the same for the right box. These findings were statistically significant as tested by sign tests. These findings indicate that adults associate positive thoughts with their dominant side and negative thoughts with their nondominant side. Successfully replicating Casasanto's findings in a Turkish sample, this study shows that individuals with different body habits develop corresponding mental representations in consistency with predictions of the body specificity hypothesis.

Citation: Özdoğru, A. A., & Sarı, Ş. (2022, July 5-8). Embodiment of abstract concepts in right- and left-handers: A replication study [Conference presentation]. 17th European Congress of Psychology, Ljubljana, Slovenia. https://www.ecp2022.eu

Media: Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Çalışmalarıyla Avrupa Psikoloji Kongresinde! (2022, Temmuz 7). Üsküdar Haber Ajansıhttps://uskudar.edu.tr/tr/icerik/8143/uskudar-universitesi-psikoloji-bolumu-calismalariyla-avrupa-psikoloji-kongresinde

Conference Paper

An Extended Replication of Death Thought Suppression in a Turkish Sample

Asil Ali Özdoğru and Şevval Osmanoğlu

According to terror management theory, individuals experience cognitive discomfort when they think about the inevitability of death. When mortality becomes salient, individuals suppress thoughts of death through cultural beliefs and values that give them meaning in life and a sense of personal value or self-esteem. In some studies with death primes, individuals were found to have higher accessibility of death thoughts after a delay in the task due to cessation of suppression. In their study in 2012, Trafimow and Hughes found that death thought accessibility was higher in no delay condition than the delay condition. As part of an international registered replication, this study aimed to replicate that finding in a Turkish sample with additional variables. A group of 106 Turkish university students (90% female, mean age 24.3) responded to an online questionnaire. Experimental group was asked to think and write about their own death (n = 50), while the control group was asked about dental pain (n = 56). In the delay condition, half of all participants (n = 49) read an unrelated brief news article. After the stimuli, participants were given either a word generation or completion tasks including death related words. Additionally, participants completed the Rosenberg Self-Esteem Scale (RSES) and the Sense of Humor Scale (SHQ-6-R). Results. We found that the experimental group generated significantly more death-related words than the control group. In both experimental and control groups, there was no significant difference between the two delay conditions or the two word task groups in the amount of death-related words. Number of death-related words were not significantly associated with the RSES or SHQ-6-R scores. Our findings did not replicate the findings of the original study. Theoretical and methodological implications were discussed.

Citation: Özdoğru, A. A., & Osmanoğlu, Ş. (2022, July 5-8). An extended replication of death thought suppression in a Turkish sample [Conference presentation]. 17th European Congress of Psychology, Ljubljana, Slovenia. https://www.ecp2022.eu

Media: Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Çalışmalarıyla Avrupa Psikoloji Kongresinde! (2022, Temmuz 7). Üsküdar Haber Ajansıhttps://uskudar.edu.tr/tr/icerik/8143/uskudar-universitesi-psikoloji-bolumu-calismalariyla-avrupa-psikoloji-kongresinde

Conference Paper

Trust in Algorithms and Statistical Literacy in Low- and High-Stake Contexts

Asil Ali Özdoğru and Merve Büşra Çetin

Many organizations and governments around the world are collecting large amounts of data and using various algorithms to process data and make decisions. These algorithms have important consequences as they are trusted to assist decision making in many contexts. Individuals’ trust in algorithms can be shaped by many personal and contextual factors. Since algorithms have a statistical nature and different levels of explainability, statistical literacy, which is individuals’ ability to understand statistical and probabilistic information, may play a role in their trust in algorithms. Individuals’ trust can also show variation depending on the context of decisions. Low-stake situations such as a restaurant reservation and high-stakes situations such as employment decisions can have different effects on trust. This study tested the effects of statistical literacy, degree of explainability, and decision context on Turkish university students’ level of trust in algorithms. A total of 110 students (95 females, 14 males, 1 unknown) from a foundation university in İstanbul participated in the study. Participants responded to an online survey including basic demographic questions, six items on trust in algorithms, 14 items on statistical literacy, and two items about 12 scenarios featuring algorithms with different levels of explainability and context. Half of the participants (n = 52) received low-stake scenarios with explainability and high-stake scenarios without explainability, while others (n = 58) received low-stake scenarios without explainability and high-stake scenarios with explainability. There was no statistically significant correlation between trust in algorithms and statistical literacy scores. Trust in algorithm ratings in the scenarios did not significantly differ between explainability conditions. On the other hand, trust ratings in high-stake scenarios were significantly lower than the low-stake ones. Results show that individuals’ tendency to trust in algorithms is not related to their levels of statistical literacy but related to context of algorithms in use.

Citation: Özdoğru, A. A., & Çetin, M. B. (2022, July 5-8). Trust in algorithms and statistical literacy in low- and high-stake contexts [Conference presentation]. 17th European Congress of Psychology, Ljubljana, Slovenia. https://www.ecp2022.eu

Media: Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Çalışmalarıyla Avrupa Psikoloji Kongresinde! (2022, Temmuz 7). Üsküdar Haber Ajansı. https://uskudar.edu.tr/tr/icerik/8143/uskudar-universitesi-psikoloji-bolumu-calismalariyla-avrupa-psikoloji-kongresinde

Friday, March 18, 2022

Kongre Bildiri

Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği Türkçe Formunun Güvenirlik ve Geçerlik Çalışması

Asil Ali Özdoğru ve Beyzanur Yalçın

Yas, sevilen bir kişinin ölümü ya da değer verilen nesne, hedef veya ilişkinin yitirilmesi gibi olaylarda gelişen kayıp algısına karşı verilen bedensel, psikolojik ve sosyal tepkilerdir. Bu tepkiler normal olmakla beraber altı aydan uzun süren ve işlev kaybına yol açan şiddetli deneyimler uzamış yas bozukluğu olarak değerlendirilmektedir. Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği (UUYBÖ), Dünya Sağlık Örgütünün Uluslararası Hastalık Sınıflandırma Sistemi ICD-11’e göre geliştirilmiş bireysel farklılıkların yanı sıra kültürel özellikleri de dikkate alan bir ölçüm aracıdır. Bu çalışmada UUYBÖ’nün Türkçe uyarlamasının yapılarak güvenirlik ve geçerlik analizlerinin yapılması hedeflenmiştir. UUYBÖ, 13 ana madde, bir kültürel madde, bir süre maddesi ve 20 ek maddeden oluşan beşli Likert tipi bir özbildirim ölçeğidir. İngilizce aslından Türkçe’ye çeviri ve geri çeviri yöntemiyle uyarlanan ölçek, çoğunluğu üniversite öğrencisi ve yüzde 83’ü kadın toplam 354 yetişkin katılımcıya uygulanmıştır. Yaşları 18 ila 53 arasında değişen katılımcıların yaş ortalaması 24,37’dir (SS=6,04). Katılımcılara UUYBÖ’nün yanı sıra Uzamış Yas Ölçeği (UYÖ-13), Hasta Sağlık Anketi (HSA-9) ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu Testi (YAB-7) uygulanmıştır. Yapılan analizlerde UUYBÖ’nün özdeğeri 5,81 olan ve toplam varyansın %45’ini açıklayan bir faktöre sahip olduğu görülmüştür. UUYBÖ yas şiddeti genel puanı ile UYÖ-13, HSA-9 ve YAB-7 ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ,455 ila ,834 arasında değişen pozitif korelasyonlar elde edilmiştir. UUYBÖ’nin Cronbach Alfa katsayısı da ,890 olarak hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre UUYBÖ, orijinal ölçekte olduğu gibi tek faktörlü bir yapıya sahip, ölçüt geçerliği bulunan ve yüksek güvenirlik seviyesine sahip bir ölçek olarak değerlendirilebilir. UUYBÖ Türk yetişkinlerin uzamış yas tepkilerini uluslararası ölçütlere göre değerlendirmede yeterli psikometrik özelliklere sahip bir ölçüm aracı olarak araştırmacı ve uygulamacılar tarafından kullanılabilir.

Atıf: Özdoğru, A. A. ve Yalçın, B. (2022, Mart 18-19). Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği Türkçe formunun güvenirlik ve geçerlik çalışması [Sözlü bildiri sunumu]. 4. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, İstanbul, Türkiye. https://ppcongress.com/

Friday, July 23, 2021

Conference Paper

Family Functioning and Mental Health Among Turkish University Students

Asil Ali Özdoğru and Melahat Özge Şimşek

OBJECTIVE: Interactions between family members are quite important for individuals’ mental health characteristics. Family adaptation and cohesion were found to promote positive mental health outcomes. On the other hand, problematic family relationships can lead to emotional and behavioral problems among family members. This study aims to explore the relationships between family functioning and mental health conditions of Turkish university students. METHODS: The participants of the study were 263 psychology undergraduate students (33 males and 230 females) at a foundation university in İstanbul. Students completed Turkish versions of the Family Adaptability and Cohesion Scale (FACES-IV) and the Strengths and Difficulties Questionnaire (SDQ). FACES-IV is a 42-item measure that assesses adaptability and cohesion dimensions of family dynamics on a 5-point Likert scale that include six subscales of balanced cohesion, balanced flexibility, disengaged, enmeshed, rigid, and chaotic. SDQ is a 25-item scale that assesses broad strengths and weaknesses regarding emotional and interpersonal adjustment on a 3 point Likert scale that include subscales of emotional symptoms, conduct problems, hyperactivity, peer problems, prosocial behavior, and also a total difficulty score. RESULTS: Correlation analyses showed that there were statistically significant relationships between FACES-IV and SDQ subscale scores. SDQ difficulty scores were negatively correlated with cohesion, flexibility, communication, and satisfaction but positively correlated with disengagement, rigidity, and chaotic. SDQ prosocial behavior scores were positively correlated with cohesion, flexibility, communication, and satisfaction but negatively correlated with disengagement and chaotic. CONCLUSIONS: Findings showed that family functioning has a meaningful relationship with mental health characteristics of Turkish university students. Mental health was positively related to family cohesion, flexibility, communication, and satisfaction, on the other hand, had a negative relationship with disengaged, rigid, and chaotic family functioning. These results add support to earlier findings on the relationship between family interactions and mental health and offer new questions for future studies.

Citation: Özdoğru, A. A., & Şimşek, M. Ö. (2023). Family functioning and mental health among Turkish university students [Conference presentation abstract]. International Journal of Psychology58(S1), 513. https://doi.org/10.1002/ijop.13020

Monday, July 19, 2021

Conference Paper

Multicultural Attitudes of Turkish Teachers and Their Attitudes Towards Refugee Students

Asil Ali Özdoğru, Fatma Nur Dolu, Ayşenur Akan, and Sena Aldemir

Objective: The aim of this study is to examine the relationship between teachers’ multicultural attitudes, their attitudes towards refugee students, and sociodemographic characteristics of teachers. Methods: The participants of this study consisted of 135 teachers working in different educational levels in Turkey that were reached through snowball sampling. Ages of the participants ranged from 23 to 62 (M=38.70, SD=7.97) and 55 of them were female (41%) and 79 male (59%). Participants completed an online survey including demographic questions, the Teacher Multicultural Attitude Survey (TMAS), and the Refugee Student Attitude Scale (RSAS). Results: Correlation analysis revealed a statistically significant correlation between the TMAS and RSAS total scale scores [r(124)= 0.23, p<.05]. TMAS total scores were also significantly correlated with RSAS communication subscale scores [r(125)=0.28, p<.01] and the RSAS competency subscale scores [r(128)=0.18, p<.05]. The scale scores did not differ significantly for the variables of gender, traveling abroad, multicultural experience, presence of refugee students in the class, and professional training about refugees. However, there was a significant effect of city size on teachers’ TMAS scores [F(3, 127)=4.09, p<.05]. Teachers who have spent most of their lives in a metropolis (M=73.89, SD=9.73) had higher TMAS scores than those have lived in cities (M=78.21, SD=6.03). Conclusions: There was a positive relationship between teachers’ multicultural attitudes and their attitudes towards refugee students. Teachers who had higher levels of multiculturalism had more positive attitudes in communication and competency with refugee students as well as overall attitudes toward refugee students. Multiculturalism was also found to be positively influenced by living in a metropolis. Implementations and policies that aim to improve teachers’ attitudes towards refugee students should support teachers’ multicultural attitudes.

Citation: Özdoğru, A. A., Dolu, F. N., Akan, A., & Aldemir, S. (2023). Multicultural attitudes of Turkish teachers and their attitudes towards refugee students [Conference presentation abstract]. International Journal of Psychology58(S1), 315. https://doi.org/10.1002/ijop.13001

Wednesday, May 26, 2021

Kongre Poster

Sağlıklı Bireyler ve Depresyon Hastalarında Bedenlenmiş Biliş

Asil Ali Özdoğru, Fatma Duygu Kaya Yertutanol, Elif Kocapehlivan ve Arife Buse Kement

AMAÇ: Bedenlenmiş biliş kuramına göre insandaki bilişsel süreçler bedensel ve davranışsal süreçlere bağlıdır ve bedenle ilgili özellikler tarafından şekillenmektedir. Örneğin sağlak insanlar pozitif değerliği olan kelimeleri sağ yön ile ilişkilendirirken solak insanlar sol yönü tercih etmektedir. Bu çalışmada sağlıklı bireyler ile yeğin depresyon bozukluğuna sahip bireylerin yatay ve dikey düzlemde duygu kelimelerini konumlandırmasına bakılarak bedenlenmiş bilişsel süreçlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. YÖNTEM: Deneysel yönteme sahip araştırmada kontrol grubunda 3 sağlıklı, deney grubunda 3 depresyon hastası sağlak kadınla çalışılmıştır. Yaş ortalamaları kontrol grubu için 25,00 (SS=1,73), deney grubu için 38,33’tür (SS=7,51). Katılımcıların tanıları bir psikiyatrist tarafından MINI 5.0 kullanılarak tespit edilmiştir. Katılımcılardan kendilerine verilen 20 duygu kelimesini hem yatay hem de dikey koordinat düzleminde bir kâğıda yerleştirmeleri istenmiştir. Kelimelerin değerlik ve uyarıcılık düzeyleri önceden yapılan bir pilot çalışmayla belirlenmiştir (n=40). SONUÇ: Yatay düzlemde deney grubu kontrol grubuna göre tüm kelimeleri yukarı-sağa, pozitif kelimeleri yukarı, negatif kelimeleri sağa, pozitif-uyarıcılığı yüksek kelimeleri yukarı yerleştirmiştir. Dikey düzlemde ise deney grubu kontrol grubuna göre pozitif kelimeleri yukarı-sola, negatif kelimeleri yukarı, uyarıcılığı yüksek kelimeleri yukarı, uyarıcılığı düşük kelimeleri yukarı-sola, pozitif-uyarıcılığı düşük kelimeleri yukarı-sola, negatif-uyarıcılığı düşük kelimeleri yukarı yerleştirmiştir. Kelimelerin değerlik ve uyarıcılık düzeylerine göre yerleşiminde anlamlı fark bulunmamıştır. Ortalamalar karşılaştırıldığında kontrol grubu dikey düzlemde kelimeleri daha yukarı-sağa, yatay düzlemde aşağı-sağa konumlandırmıştır. TARTIŞMA: Hasta ve sağlıklı gruplar karşılaştırıldığında kelime yerleştirme koordinatları yatay ve dikey düzlem arasında fark gösterdiği gibi sağ-sol ve aşağı-yukarı yönler açısından da farklılık göstermektedir.

Atıf: Özdoğru, A. A., Kaya Yertutanol, F. D., Kocapehlivan, E. ve Kement, A. B. (2021, Mayıs 26). Sağlıklı bireyler ve depresyon hastalarında bedenlenmiş biliş [Poster sunumu]. 24. Ulusal Sosyal Psikiyatri Kongresi, Çevrimiçi. http://sosyalpsikiyatrikongresi.org/

Friday, October 30, 2020

Kongre Bildiri

Çocukların Bellek Gelişiminde Sözelleştirme Stratejisi: Kayıtlı Bir Replikasyon Çalışması

Asil Ali Özdoğru, Büşra Bayram ve Sırrı Akbaba

Çocukların bellek gelişiminde sözelleştirme stratejisi önemli bir yer tutmaktadır. Sözelleştirme, çalışma belleğindeki bilginin sesli tekrarıdır ve bu stratejinin kullanımı yaş gruplarında farklılık göstermektedir. Flavell ve arkadaşları (1966) çalışmalarında, sözelleştirme davranışının yedi ve on yaşındaki çocuklarda beş yaşındaki çocuklara göre daha çok görüldüğünü ve bellek performanslarının arttığını bulmuşlardır. Bu çalışma, alanyazında çok önemli bir yer tutuğu ve çokça atıf yapıldığı halde tekrarı sadece bir kez yapılmış bir araştırmadır. Mevcut çalışmada ise bu araştırma bulgularının Türk çocuklarındaki geçerliği orijinal çalışmanın yöntem ve gereçlerine büyük ölçüde sadık kalınarak uluslararası kayıtlı bir replikasyon araştırmasıyla incelenmiştir. Çalışmaya İstanbul’dan beş, altı, yedi ve on yaş gruplarından dörder kız ve erkek toplam 32 öğrenci katılmıştır. Katılımcılar bireysel olarak okul ortamında araştırmacıların gözetiminde bilgisayar programındaki hafıza oyununu oynarken davranış ve performansları gözlemlenmiştir. Oyunda katılımcılara bazı nesne resimleri gösterilmiş ve farklı bellek görevleri verilmiştir. Araştırmacılar katılımcıların dudak hareketleri, sözelleştirme davranışları ve strateji beyanlarını kayıt ederek kodlamışlardır. Bu çalışmada elde edilen verilerin analiz sonuçları da on yaşındaki çocukların beş yaşındakilere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı seviyede daha fazla sözelleştirme davranışında bulunduklarını göstermektedir. Ayrıca altı görevden ikisinde yaşla birlikte anlamlı olarak artan sözelleştirme kullanımı ve genelde yaşla birlikte artan bir bellek performansı bulunmuştur. Mevcut çalışmanın bulguları Flavell’ın sonuçlarının Türk çocuklarda da geçerli olduğunu ve yaş arttıkça sözelleştirme davranışının ve bellek performansının arttığını ortaya koymaktadır. 

Atıf: Özdoğru, A. A., Bayram, B. ve Akbaba, S. (2020, Ekim 30-Kasım 1). Çocukların bellek gelişiminde sözelleştirme stratejisi: Kayıtlı bir replikasyon çalışması [Sözlü bildiri sunumu]. VI. Uluslararası TURKCESS Eğitim ve Sosyal Bilimler Kongresi, İstanbul, Türkiye. http://2020.turkcess.net/tr/anasayfa/


Verbalization Strategy in Children's Memory Development: A Registered Replication Study

Verbalization strategy plays an important role in children's memory development. Verbalization is the vocal repetition of information in the working memory, and the use of this strategy differs across age groups. In their study, Flavell et al. (1966) found that verbalization behavior was more common and the memory performance was higher in seven- and ten-year-olds in comparison to five-year-olds. Although this study is important in the literature and has received many citations, it has been replicated only once. In the present study, as part of an international registered replication study, validity of these research findings in Turkish children was examined by following the methods and materials of the original study. A total of 32 students from İstanbul, four girls and four boys from five, six, seven, and ten year old age groups, participated in the study. Participants’ behaviors and performances were observed while they were individually playing a memory game at a computer program in their schools. In the game, participants were shown images of several objects and given different memory tasks. The researchers observed and coded the lip movements, verbalization behaviors, and strategy statements of the participants. Analysis of the data obtained in this study indicated that ten-year-old children exhibited statistically significantly higher rate of verbalization behaviors than five-year-olds. Additionally, when the differences between tasks were examined, in two of the six tasks, the use of verbalization significantly increased with age. Findings of the present study reveal that Flavell's results are also valid in Turkish children and that verbalization behavior and memory performance increase as age increases.

Citation: Özdoğru, A. A., Bayram, B., & Akbaba, S. (2020, October 30-November 1). Verbalization strategy in children's memory development: A registered replication study [Oral paper presentation]. VI. International TURKCESS Education and Social Sciences Congress, İstanbul, Turkey. http://2020.turkcess.net/en/homepage/

Saturday, October 26, 2019

Kongre Bildiri

Çevrimiçi Bilgisayar Oyunlarının Takım Çalışma ve Problem Çözmeye Etkisi

Asil Ali Özdoğru, Mehmet Yunus Gökalp ve Hümeyra Kuşcu

Amaç: Çevrimiçi bilgisayar oyunlarından bir tür olan Devasa Çok Oyunculu Çevrimiçi Rol Yapma Oyunları (Massively Multiplayer Online Role-Playing Games [MMORPG]) birçok kişinin internet yoluyla iletişim kurarak oynamalarına imkân sağlayan bir oyun türüdür. Bu tür oyunlarda oyuncular bir karakter seçer ve bu karakteri oyunun amacına göre geliştirmeye çalışır. Ayrıca geniş haritalarda yüzbinlerce oyuncu aynı alanda ve aynı anda oynar. Günümüzde oldukça hızlı ve çabuk gelişen bir oyun türü olmakla beraber dünya üzerinde milyonlara varan üye sayıları bulunmaktadır (Boudreau, 2012). Yapılan araştırmalarda MMORPG’nin dikkat ve bağımlılık sorunları gibi bazı olumsuz etkileri gündeme getirilirken oyuncuların bilişsel yetenek ve performanslarında olumlu etkilere sahip olabileceği de belirtilmiştir (Campello De Souza, vd., 2010; Pawlikowski ve Brand, 2011). Eğitim araştırmalarında MMORPG’nin ikinci dil öğreniminde kolaylaştırıcı bir ortam sağladığı da değerlendirilmiştir (Yaşar, 2018). Oyuncunun devasa bir sanal dünyada karakter edinmesine ve sosyal ilişkiler kurmasına olanak sağlayan MMORPG, sebep olduğu psikolojik etkilerinin araştırılması yönünden çok önemli bir oyun türü olmuştur. Bu araştırmanın amacı ise MMORPG’nin oyuncuların takım çalışma ve sosyal problem çözme becerilerine etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırma modeli olarak statik grup karşılaştırması tasarımı kullanılmış olup oyunu bir süredir oynayan deney grubu ve oynamayan kontrol grubunun sontestleri karşılaştırılmıştır. Çeşitli kategorilerdeki sosyal medya ve forumlarda duyuru yapılmış ve üyelerden çevrimiçi anketi tamamlamaları istenmiştir. Uygun örnekleme sonucunda ulaşılan araştırmanın örneklemini 38’i kadın ve 121’i erkek (bir cevapsız) toplam 160 kişi oluşturmaktadır. Katılımcıların yaş aralığı 12-50 ve yaş ortalaması 25,8’dir. Katılımcıların 100’ü MMORPG oynarken 18’i diğer video oyunları oynamakta ve 42’si ise video oyunu oynamamaktadır. Katılımcılara sosyodemografik bilgi formu, Ergenler İçin Takım Çalışması Ölçeği (Akın, vd., 2016), Sosyal Problem Çözme Envanteri Kısa Formu (Çekici, vd., 2009) ve Oyun Motivasyonu Ölçeği (Akın, vd., 2015) uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan analizlerde oyuncu grupların takım çalışması ve sosyal problem çözme puanlarında oyuncu olmayan gruptan istatiksel olarak farklı ortalama puanlar almadığı görülmüştür. Yalnızca Sosyal Problem Çözme Envanterinin Kaçınan Tarz alt ölçek puanlarında MMORPG oynayan grupla hiçbir video oyunu oynamayan grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmiştir. Ayrıca MMORPG oynayanlarda Oyun Motivasyonu Ölçeğinin alt ölçekleri ile takım çalışması ve sosyal problem çözme becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. MMORPG oynama süresi ile takım çalışması ve sosyal problem çözme puanları arasında anlamlı bir ilişki görülmezken oyunculardan oyun arkadaşları ile gerçek hayatta sonradan arkadaş olanların takım çalışma puanları olmayanlardan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Tartışma ve Sonuç: Bu bulgulara göre MMORPG oynayan gençlerin takım çalışma becerileri diğer video oyunları oynayan ve hiçbir video oyunu oynamayan gruptan farklı değildir. Bununla birlikte MMORPG oyun arkadaşlıklarını gerçek hayata taşıyan oyuncuların takım çalışma becerilerinin bundan olumlu etkilendiği söylenebilir. MMORPG oyuncularının genel olarak diğer iki gruba kıyasla sosyal problem çözmede daha fazla kaçınan tarzda davranışlar sergilemektedir. Genel olarak çevrimiçi bilgisayar oyuncularının takım çalışması ve sosyal problem çözme becerilerinin oyun oynama motivasyonlarıyla yakından ilgili olduğu da gözlenmiştir.

Atıf: Özdoğru, A. A., Gökalp, M. Y. ve Kuşcu, H. (2019, Ekim 26-28). Çevrimiçi bilgisayar oyunlarının takım çalışma ve problem çözmeye etkisi [Sözlü bildiri sunumu]. 2. Uluslararası Eğitimde Yeni Arayışlar Kongresi, İstanbul, Türkiye. http://www.ueyak.org/


The Effect of Online Computer Games on Teamwork and Problem-Solving Skills

Purpose: Massively Multiplayer Online Role-Playing Games (MMORPG), which is a type of online computer games, is a game genre that allows many people to communicate and play online. In such games, players choose a character and develop it according to the purpose of the game. Hundreds of thousands of players can play on large maps, in the same space, and at the same time. Nowadays, it is a quickly and rapidly developing game genre with millions of members around the world. While some negative effects of MMORPG such as attention and addiction issues have been discussed in research, it can also have positive effects on players' cognitive ability and performance. In educational research, MMORPG has been evaluated as a platform providing a facilitating environment for second language learning. MMORPG, which allows the player to adopt a character and establish social relations in a massive virtual world, has become a very important type of game in terms of its psychological effects that need to be investigated. The aim of this study is to investigate the impact of MMORPG on players’ teamwork and social problem-solving skills. Method: In this research, static group comparison design was used. The posttest scores of the experimental group who play the MMORPG games and the control group who don't play video games were compared. The study was announced on online forums and social media groups and the group members were asked to complete an online survey. As a result of this convenience sampling, the sample of the study consisted of 160 participants, 38 of whom were women, 121 of whom were men (one missing gender). The age range of the participants was 12-50 and the average age was 25,8. One hundred of the participants were MMORPG players, 18 of the participants played other video games, and 42 did not play any video games. The sociodemographic information form, the Teamwork Scale for Youth, Social Problem Solving Inventory-Short Form and the Gaming Motivation Scale were administered to the participants. Findings: In the analysis, it was seen that the player groups and the nonplayer group did not have a statistically significant difference in the mean scores of teamwork and social problem-solving. Only a statistically significant difference was observed between the group that played MMORPG and the group who did not play any video games in Avoidance Style subscale score of the Social Problem Solving Inventory. Additionally, there were statistically significant correlations between the subscales of the Gaming Motivation Scale and teamwork and social problem-solving skills among MMORPG players. While there were no significant relationships between MMORPG playing time, teamwork, and social problem-solving scores; the teamwork scores of the players who formed friendships with their playmates in real life were significantly higher than the ones who did not form friendships. Discussion and Conclusion: According to the findings, teamwork skills of young people playing MMORPG were not different than players of other video games and nonplayers. However, it can be said that players’ teamwork skills were positively affected when they transform MMORPG friendships into real life friendships. In comparison to other two groups, MMORPG players showed an avoidance in social problem-solving. In general, it was observed that the teamwork and social problem solving skills of the players were closely related to their play motivation.

Citation: Özdoğru, A. A., Gökalp, M. Y., & Kuşcu, H. (2019, October 26-28). The effect of online computer games on teamwork and problem-solving skills [Oral paper presentation]. 2nd International Congress on Seeking New Perspectives in Education, İstanbul, Turkey. http://www.ueyak.org/eng/

Friday, November 16, 2018

Kongre Bildiri

Üniversite Öğrencilerinde Büyüsel Düşünme ve Mizah Duygusu Arasındaki İlişki

Asil Ali Özdoğru, Kübra Nur Çömlekçi ve Seniha Salihoğlu

Büyüsel düşünme bir olayın sebep-sonuç ilişkisi olmaksızın bir diğer olayın sonucu olarak ortaya çıkacağı inancını içeren düşünme eğilimidir. Mizah duygusu ise bireylerin mizah algılarını, üretimlerini ve kullanımlarını kapsayan çok boyutlu bir kavram olarak değerlendirilmektedir. Mizahın üretimi ve algılanmasında kelime oyunu ve büyüsel düşünme gibi zihinsel süreçlerin bireylere haz duygusu sağladığı belirtilmiştir. Bununla birlikte alanyazında mizah duygusu ve büyüsel düşünme kavramlarını birlikte ele alan bir araştırma tespit edilememiştir. Bu çalışmada büyüsel düşünme ve mizah duygusu kavramları arasındaki ilişkinin niteliği ve düzeyi bir üniversite öğrenci grubunda incelenmiştir. Çalışmanın katılımcılarını İstanbul’daki bir vakıf üniversitesinde psikoloji derslerine devam eden 29 erkek ve 131 kadın toplam 160 lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Katılımcı öğrencilere sosyo-demografik sorulara ek olarak İngilizce’den Türkçeye uyarlanmış özbildirim ölçekleri olan Çok Boyutlu Mizah Duygusu Ölçeği (ÇBMDÖ) ve Büyüsel Düşünme Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. ÇBMDÖ beşli Likert tipi 24 maddeden oluşan genel bir mizah duygusu puanının yanı sıra mizah üretme, mizah kullanarak başa çıkma, mizah üreten kişilere karşı tutum ve mizah değerlendirme adında dört alt boyutu bulunan bir ölçektir. BDÖ ise iki seçenekli 30 maddeden oluşmakta ve toplam puanın yüksekliği büyüsel düşünce eğiliminin güçlü olduğunu göstermektedir. Katılımcılardan elde edilen veriler normallik testi, faktör analizi ve korelasyon analizlerine tabi tutulmuştur. Ölçek verilerinin normal dağılım göstermediği ve ÇBMDÖ’nün dört faktörlü orijinal yapıyı sergilediği görülmüştür. BDÖ ve ÇBMDÖ toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamakla birlikte BDÖ toplam puanı ile ÇBMDÖ’nün mizah üreten kişilere karşı tutum alt ölçeği arasında negatif ve anlamlı bir korelasyon görülmüştür. Çalışmanın bulguları büyüsel düşünme düzeyinin yükseldikçe mizah üreten kişilere karşı tutumun negatif yönde değiştiğine işaret etmektedir. Bu araştırma iki önemli kavram arasındaki ilişkiye ışık tutarken farklı örneklem ve ölçeklerle yapılacak sonraki çalışmalar için de örnek teşkil etmektedir.

Atıf: Özdoğru, A. A., Çömlekçi, K. N. ve Salihoğlu, S. (2018, Kasım). Üniversite öğrencilerinde büyüsel düşünme ve mizah duygusu arasındaki ilişki. 20. Ulusal Psikoloji Kongresinde sunulmuş bildiri, Ankara, Türkiye.